UMUTLAR BAYRAMA KALDI

Yayın Tarihi: 19.07.2014, Cumartesi, Milliyet Ege Aydın Eki

Milliyet’teki ilk yazımla “Merhaba”. Önümüzdeki günlerde güncel sorunlarını, turizmini ve kent kültürünü konu alan yazılarımla sizleri, Didim ile buluşturma ve tanıştırma niyetindeyim.

 

Didim, bir turizm ilçesi olarak bilinir bilinmesine ama nedense basında pek yer almaz, diğer turizm merkezlerinin hep biraz gölgesinde kalmış gibi bir hali vardır. Halbuki pek çok çeşitliliği ve henüz keşfedilmemiş, turizm lehine kullanılabilecek zenginlikleri bünyesinde barındırmaktadır.

 

Bugünlerde tüm turizm merkezlerinin ortak sorunu, sezonun kötü geçiyor olması. Didim’de de küçük esnafından turizm işletmecisine kadar en önemli gündem, işlerin kesatlığı. Zaten 3 ay süren sezonun gitti 2 ayı, kaldı 1 ayı. Kısacası umutlar bayrama kaldı.

 

 

Ülkemiz turizm gelirlerinin arttırılması gündeme geldiğinde hep konuşulur; 12 ay turizm, alternatif turizmin geliştirilmesi ve deniz-kum-güneş çıkmazından kurtulunması gerekliliği... Konuşulur, ancak özellikle kıyı bölgelerinde stratejik turizm planlamaları yapılırken ne Bakanlık alternatif turizm modellerine öncelik verir, ne de sektörün ileri gelenleri alternatif turizmin geliştirilmesi yönünde yatırım yapar.

İşte Didim de bu çıkmaz sokaktaki turizm kentlerinden biri olmaya devam ediyor. Yalnızca kıyı bandına (Altınkum) sıkışmış bir turizm anlayışı ile her şey dahil sistemin, ikinci konutların yarattığı, sektör olamamış bir turizm anlayışının mağdur kenti Didim. İşte o yüzden, iç (yerli) turizm hareketiyle ayakta durmaya çalışan  kentimizde çoğunlukla olduğu gibi bu yıl da; küçüklü büyüklü tüm esnaf, işletme sahipleri bekliyor, bayram gelecek rüzgar dönecek diye.

Peki nitelikli ve getirisi yüksek, götürüsü düşük bir turizm hareketi için  Didim ne yapmalı?

 

Öncelikle markalaşmış pek çok turizm kentinde olduğu gibi sektör temsilcilerinin, turizm alanında faaliyet gösteren Sivil Toplum Kuruluşlarının, yerel yönetimin, Ticaret Odası’nın ve meslek odalarının katılımı ile “DİDİM KÜLTÜR  VE TURİZM TANITMA VAKFI” nın ivedilikle kurularak, ortak strateji geliştirme ve güç birliği çatısının ciddiyetle oluşturulması gerekiyor.

 

Bu vakfın öncelikli işi ise bölgesel turizm potansiyellerinin tespiti ve analizi olmalıdır. Kültürel ve doğal envanterin çıkarılmasını da içerecek bu tespit ve analiz çalışmalarından sonra aşama aşama; Didim ve çevresinde alternatif turizm modellerinin oluşturulabilmesi için gerekli alt yapı çalışmalarının başlatılması hedeflenmelidir.

Bayramdan bayrama değil, her ay turizm için önce sektörde güç birliği, sonra Didim ve çevresinin başka bir gözle yeniden keşfedilmesi gerekiyor.

Sektörel ve Kurumsal Güç Birliği

Sektörel ve Kurumsal Güç Birliği İçin:

DİDİM KÜLTÜR VE

TURİZM TANITMA VAKFI

 
DİDİM
APOLLON TAPINAĞI
AKKÖY
MAVİŞEHİR
TAŞBURUN
AKBÜK
ALTINKUM
Bafa Gölü, Bafa Lake, Didim, Didyma, Meandros, Başak Kamacı, Başak Kamacı Budak,göl, kaık, huzur, tatil, kültür turu, turizm
BAFA GÖLÜ'NDE KAYIKLAR

DİDİMLE BAYRAMLAŞIN

Yayın Tarihi: 26.03.2014, Cumartesi, Milliyet Ege Aydın Eki

Bir bayramın daha tatlı telaşı içinde, herkesin bir yerden bir yerlere seyahat halinde olduğu bugünlerde, iç turizm açısından sezonun en hareketli günlerini yaşıyoruz. Didim’de de oteller doldu, evler kiralandı...

 

Tek sorun; beklenen olmadı ve Bakanlar Kurulu bayram tatilini uzatacak o kararı vermedi. Tatil, ne yazık ki, Çarşamba günü bitiyor. Yine de birazcık soluk almak için rotasını Ege’ye ve Didim’e çevirenler için birazcık tüyoya ne dersiniz?

 

Didim’de turizminin kalbi olan Altınkum’u bilmeyen yok. Didim’e gelen herkes gecesini gündüzünü Altınkum’da geçirir. Benim size önerilerim ise biraz daha alternetif tatil için tüyolar olacak.

Didim’in birbirinden güzel koylarının tamamını görmek ve mavi sularında serinlemek istiyorsanız mutlaka günlük tekne turlarından birine katılmalısınız.

 

Apollon Tapınağı çevresinde yer alan kafeteryalarda, binlerce yıllık ihtişamlı tapınağı izleyerek akşam kahvenizi içebilir, güzel bir akşam yemeği için buradaki balık restaurantlarını tercih edebilirsiniz.

 

Her gün açık olan, hediyelik eşyadan giyime, ayakkabıya kadar her şeyi bulabileceğiniz, fiyatları da oldukça ekonomik olan Mavişehir Pazarı’nda alışveriş yapabilirsiniz. Mavişehir’in meyve sebze pazarına da uğramayı unutmayın. Güneşi bir gün mutlaka Taşburun Limanı’nda batırın.

 

Akköylülerin alınterleri ile ürettikleri tarladan tezgaha ürünlerini sattıkları Akköy Pazarı’nı ise sakın ihmal etmeyin. Hatta Didim’den ayrılmadan önce salçalık domatesinizi, reçellik meyvelerinizi bu pazardan alabilirsiniz.

 

Akbük’te kıyıdaki teknelerde satılan ekmek arası balığı yemeden, Apollon Tapınağı çevresinde tarihin anılarını taşıyan eski taş evler arasında yürümeden Didim’den ayrılmayın.

Bafa Gölü ile ilgili yıllardır sivil toplum kuruluşlarının ve uzmanların her fırsatta dile getirdiği kirlilik ne yazık ki, artık dönüşü zor bir aşamaya geldi.

 

Bafa Gölü barındırdığı tüm ekolojik sistemi ile ölme noktasında. Göl ve çevresindeki canlılar için kaybedilecek bir saat bile yok.

 

Bafa Gölü’nün çığlığını yetkililere duyurmak ve yaşamasını sağlamak için, bölgedekiler tarafından kurulan “BAFA GÖLÜ KURTARMA VE YAŞATMA PLATFORMU” çeşitli eylemler gerçekleştiriyor. Platformun sözcülüğünü ise bölgenin yetiştirdiği mücadeleci kadınlarımızdan, Eski Bafa Belediye Başkanı Zühra DÖNMEZ yapıyor.

 

En son gerçekleştirilen “Son Çığlık İnsan Zinciri” eylemi ile bir kez daha dikkatleri Bafa Gölü’ne çekmeyi başardılar.

 

Peki çözüm ne zaman? Uzmanlar tarafından kaybedilecek bir saatimizin bile olmadığı ifade edilirken, yetkililer neyi bekliyor?

 

Bafa Gölü ülkemizin arkeoloji-tarih ve doğanın buluştuğu en önemli sulak alanlarından biri. Göldeki bu kirlilik, yıllardır alınmayan önlemler nedeniyle oluştu. Artık kaybedecek zamanımız yok.

 

BAFA GÖLÜ'NÜ YAŞATMALIYIZ....

Bafa Gölü'nün Çığlığını Duyuyor Musunuz ? 

 

KARAVAN MI DEDİNİZ?

Yayın Tarihi: 02.08.2014, Cumartesi, Milliyet Ege Aydın Eki

Çocukluğumdan beri çok severim, çok özenirim karavancılara. Çünkü karavan tıpkı bir kamplumbağa gibi her şeyinle birlikte dolaşabilme imkanı tanıyan, insanı özgürleştirilen bir araçtır.

 

Alternatif bir turizm olarak, karavan turizmi ise ülkemizde geliştirmeye uygun bir seçenek olarak değerlendirilmesi gereken faaliyetlerden biri.

 

Sonunda Didim’de bu alanda küçük ama önemli bir adım atıldı. Ramazan Bayramı curcunası içinde, Didim’in yüzbinlerce tatilci tarafından hıncahınç dolu olduğu günlerde, toplam 28 karavan sessiz sedasız Didim’e geldi.

 

Bu yıl ilk kez Didim Belediyesi tarafından işletilmeye başlanan Orman Kampı olarak bilinen Tavşanburnu Kamp Alanı’na yerleşen karavancılar, ilçenin bu, en yeşil alanlarından olan denize sıfır, keyifli kamp alanında konakladılar.

 

Peki nereden çıktı bu karavanlar? Didim’in Akbüklü sakinlerinden, yılların karavancısı Avukat Faruk HAKSAL’ın önerilerini dikkate alan Didim Belediyesi, karavan turizmi konusunda bu alanın kullanılabileceği fikriyle, Tavşanburnu Kamp Alanı’nı tanıtmak için bir başlangıç yaptı ve Türkiye’nin farklı şehirlerinden karavancıları Didim’e davet etti.

 

Faruk Haksal ve İzmir Kamp Karavan Derneği öncülüğünde Didim’e davet edilen, farklı şehirlerden gelen karavan turizmcileri böylece Didim’de bir ilki gerçekleştirmiş oldular.

 

Kamp alanındaki eksiklerin tespit edilmesi, deneyimli karavancıların önerilerinin alınması bakımından önemli bir başlangıç olan bu organizasyona, Uluslararası Kamp ve Karavan Federasyonu Başkanı da bizzat katılarak destek verdi. Bize de Didim turizmi için yeni ve heyecan verici bu deneyimin bir başlangıç olmasını ve Tavşanburnu Kamp Alanı’nın önümüzdeki yıllarda ülkemizin önemli Karavan Kamp Alanları’ndan birisi haline gelmesini umut etmek düşüyor.

 

Her yıl F.I.C.C (Uluslararası Kamp ve Karavan Federasyonu) tarafından bir başka ülkede düzenlenen ve 1500-4500 arası katılımcının ağırlandığı Rally’lerden birinin ev sahibi neden Didim olmasın?

 

Yeşille denizin bu kadar mütevazi buluştuğu, Milet gibi Avrupa kültürünün temellerinin atıldığı antik kente yakın, Apollon Tapınağı’na komşu, kısacası her şeyin bir arada bulunduğu bu kadar zengin başka kaç tane kent var ki?

 

Umarım Didim’in kaderinde yüzbinlerce kişinin aynı anda doldurup hoyratça kullandığı tatil günleri dışında, sakin karavancıların doğayla baş başa sessiz tatiller geçirdiği, Didim’e saygılı tatil günleri de vardır.

 

Sürdürülebilir turizm için birinci kural; sahip olduğumuz tarihi ve doğal güzellikleri, denizimizi korumaksa işte tam da bu yüzden yeni turizm anlayışlarına ihtiyacımız var. Üstelik karavan turizmi de diğer alternatif turizm çeşitlerinde olduğu gibi, çok büyük yatırımları gerektirmiyor. Çünkü zaten özünde doğaya saygı, sakinlik, verili koşullara uyumlu bir tatil anlayışı var.

 

Yeterli büyüklükte kamp yapmaya uygun bir alan, temiz ve belli sayıda tuvalet-duş, su, elektrik, çöp konteynırı... İşte hepsi bu kadar.

 

Sevgili Didimim, umarım kaderinde sana saygı duyan insanları ağırlamak; güzelliklerini, zenginliklerini seni gerçekten seven insanlarla paylaşmak da vardır.

Doğaya Saygılı Sürdürülebilir Turizm

 

HOŞGELDİN ARKEOLOJİK AYLAR

Yayın Tarihi: 09.08.2014, Cumartesi, Milliyet Ege Aydın Eki.

Yaz geldi ve arkeolojik kazı mevsimi de açılmış oldu. Didim Apollon Tapınağı, Priene ve Milet yüzyılı aşkın süredir Alman Arkeoloji Enstitüsü yönetiminde, Alman Kazı Başkanları ve üniversiteleri tarafından “kazılan” ören yerlerinden.

 

Kazı izinleri her yıl Bakanlar Kurulumuz tarafından, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın görüşleri dikkate alınarak onaylanıp geçiyor. Yürütülen bu kazı çalışmalarının bilimsel niteliği, hedefleri, ve ülkemiz arkeolojisine katkıları gerçekten değerlendiriliyor mu derseniz; cevabı kuşku götürmez biçimde HAYIR.

 

Alman Kazı Başkanları her yıl, usulen, yıllık yapacakları çalışma programını sunuyorlar, o kadar. Genellikle her yıl Temmuz ayı sonlarında Alman kazı ekipleri Didim, Priene ve Milet’e geliyorlar, Ekim ayına kadar kimseyle ve hiçbir kurumla muhattap olmadan sürelerini tamamlayıp, üniversitelerine dönüyorlar.

 

Geriye kalan bizlere de acaba bu yılki kazılarda neler oldu diye hayal kurmak kalıyor. Didim’de bundan birkaç yıl önce kazı başkanı olarak görev yapan Profesöre, Belediye adına bile bir şey sormak, bilgi talebinde bulunmak mümkün mü? Üstten ve sert tavırlarla, sanki sömürge ülkesinin komutanı edasıyla iletşim kuran bir “profesör arkeolog”tu kendisi.

 

Yerel yönetim olarak yani ilçede yaşayan ve Apollon Tapınağı’nın gerçek sahipleri olan Didim halkı adına, Alman Arkeoloji Enstitüsü aracılığıyla kazı başkanlığından bir takım bilgiler istendi. Didim ile ilgili bilimsel arşivin ve yüzyıllar öncesine ait fotoğraf arşivinin, birer kopyalarının Belediyeye teslim edilmesi talep edildi. Aylar süren yazışmalar sonucunda gelen cevap, “yeterli personelimiz bulunmadığından arşiv çalışmasının tarafımızdan yapılması mümkün değildir” oldu. Yani bizim olan bilgiye bile erişim bu kadar zor olabiliyor bazen.

Yabancı kazı başkanlıkları tarafından arkeolojik kazıların sürdürüldüğü ören yerlerinde, diyelim ki, ören yerinin kullanımına yönelik yeni bir proje gerçekleştirmek istediniz. Yerel yönetim olarak tuvalet sorununu, otopark sorununu, yol sorununu çözmeniz gerekiyor. İşte o zaman, koruma kurullarının kararı yetmez, mutlaka ilgili kazı başkanının görüşü ve onayı gerekir.

 

Kazı başkanına yazılır, cevap gelmez, aradan 2 yıl geçer, çaresizce beklersiniz kazı başkanının “bilimsel görüşünü”.

 

Didim’de yürütülen kazı çalışmaları son yıllarda iyice anlaşılması zor bir hal aldı. Apollon Tapınağı içinde bekleyen onarımlar, rekonstüriksiyon çalışmaları ve en önemlisi tapınağın çok ciddi bir drenaj sorunu varken, bir bakıyorsunuz bu yıl eski bir Ortodoks kilisesi olan, günümüzde cami olarak kullanılan, mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait Aya Yani Kilisesi çevresinde kazı çalışmaları yapılıyor.

 

"Neden?" diye sorsanız, mutlaka bir bilimsel açıklaması vardır. Ama esas neden şu: Alman Kazı Başkanlıklarının aslında ne doğru düzgün bütçesi var ne de kısa sürede kazıları tamamlayıp, yeni bilimsel çalışmaların önünü açmak gibi bir amaçları var. Tek dertleri kazı haklarını kaybetmemek.

 

Ben Didim’de yaşayan ve en önemlisi ülkemizin köklü üniversitelerinden birinde arkeoloji ve sanat tarihi eğitimi almış bir vatandaş olarak, biliyorum ki, bilimsel çalışma teknikleri ve yeterlilikleri bakımından bizim üniversitelerimiz çok ama çok iyi durumda.

 

Türk kazı başkanları tarafından çalışma yürütülen pek çok ören yeri var ve her yıl yeni bulgularla bizi sevindirmeye devam ediyorlar. Bilimsel yayınlarını yapıyorlar, kurullarla ve yerel yönetimlerle uyumlu çalışmalar yürütüyorlar.

 

Didim, Priene ve Milet’e talip olan Türk üniversiteleri, arkeologlar yok mu? Yoksa bir yüz yıl daha Alman arkeologlar yerel halka ve bu ülkenin kültür tarihinin yeni bilgilerle zenginleştirilmesine kayıtsız bir şekilde Temmuz ayında gelip Ekim ayında gitmeye devam mı edecekler?

Neden Türk Üniversiteleri Olmasın?

 

NÜFUS ÇOK, OLANAK YOK

Yayın Tarihi: 16.08.2014, Cumartesi, Milliyet Ege Aydın Eki.

Kış nüfusu 50.000’in üzerinde olan, yaz nüfusu ise 200.000 ile 400.000 arasında değişen, bu yüzden de biraz dengesi bozuk bir kent Didim. Nüfus hızla yükselirken, Didim’in sahip olduğu olanaklar ve koşullar değişmiyor elbette.

 

Kış nüfusuna göre İller Bankası’ndan pay alabilen bir yerel yönetimimiz, kış nüfusuna göre yapılanmış bir Emniyet Teşkilatımız ve en önemlisi çok zor koşullarda hizmet vermeye çalışan, yaz aylarındaki yoğunluğu kaldırması mümkün olmayan bir devlet hastanemiz var. Didim Devlet Hastanesi, kış aylarında bile uzman doktor, tıbbi cihaz eksikliği nedeniyle hizmet vermek konusunda sorunlar yaşayan bir sağlık kuruluşu iken, yazın Türkiye’nin dört bir tarafından gelen yüzbinlerce kişiye hizmet vermeye çalışıyor. Bu nasıl oluyor derseniz; tek bir açıklaması var: Sağlık personelinin ve doktorların özverili çalışmalarıyla, mucize başarılmaya çalışılıyor.

Geçen hafta bir türlü geçmek bilmeyen ve “artık beni terk et” diye dualar ettiğim yaz gribi nedeniyle, yüksek ateşe ve halsizliğe daha fazla dayanamayıp, akşam Didim Devlet Hastanesi’nin yenilenen acil servisine gittim. Servisin önü çok kalabalıktı. Elimdeki sıra numarasına baktığımda anladım ki, benden önce 46 hasta daha var.

 

İnanamadım, acil servisin önünde, sıra olması “eşyanın tabiatına” aykırıydı. Yani durum şu ki, bizim hastanenin acil servisi, akşam çalışan poliklinik işlevini görmeye başlamış. Devlet hastanesi dışında, Didim’de özel hastane olmaması nedeniyle, insanların gidebileceği bir başka adres de yok ne yazık ki. Bu nedenle Didim’de yaşayan biri olarak bana “en önemli ve acil çözüm bekleyen sorun ne?” diye sorarsanız; kesinlikle sağlık derim.

 

Üstelik Didim’in kış nüfusu, giderek çoğunluğunu emeklilerin oluşturduğu bir demografik yapıya doğru gidiyor. Yani 50 yaş üzeri çok sayıda insanın yaşadığı bir kentte, örneğin kardiyoloji bölümünün olmadığı bir devlet hastanesi insanı gerçekten tedirgin ediyor.

 

Hastane personelinin özverisiyle çözülemeyecek bu durumun tek bir çıkış yolu var; Sağlık Bakanlığı tarafından konunun ele alınarak, eksiklerin hızla giderilmesi için gerekli yatırımların hastanemize yönlendirilmesi.

Bu nedenle Didim’de tatilini geçiren herkese öncelikle kendilerine dikkat etmelerini ve kesinlikle hasta olmamalarını tembih etmek istiyorum.

 

Çocuğu olan bir ailenin ya da yaşlıların bir kentte yaşamaya karar verirken, kriterlerinden belki de en önemlisi o kentin sağlık hizmetlerindeki standardıdır. Bu açıdan bakıldığında Didim, gerçekten eksilerde ne yazık ki.

 

Bu nedenle özel sağlık kurumları için Didim, yatırım bölgesi olarak değerlendirilmeli.

 

Yakın bir zamanda Söke’de açılan, SGK ileanlaşmalı, yeni özel hastanenin gördüğü ilginin, önemli bir gösterge olduğunu düşünüyorum. Üstelik Söke’deki hastanenin Didim’den azımsanmayacak sayıda hastası olduğu da biliniyor.

Kısacası önce Sağlık Bakanlığı duysun sesimizi, sonra da özel sağlık kuruluşları Didim’i yatırım programlarına almayı bir değerlendirsin. Bize de şöyle yaz-kış, ağız tadıyla hasta olabilme imkanı doğsun. 

ACİL SERVİS Mİ? NÖBETÇİ POLİKLİNİK Mİ?

Didim'in nüfusu emeklilerin çoğunluğu oluşturduğu bir demografik yapıya sahip.

50 yaş üzeri çok sayıda insanın yaşadığı bir kentte, örneğin Kardiyoloji Bölümü'nün olmadığı bir devlet hastanesi insanı tedirgin ediyor.

 

KENT KİMLİĞİ VE BİZ

Yayın Tarihi: 23.08.2014, Cumartesi, Milliyet Ege Aydın Eki.

Kentlerin ruhları vardır; farklı sokaklarına, mahallelerine sinmiş, sessiz sedasız dolaşan; yüzyılların, binyılların yüküyle ağırlaşmış ruhları.

 

Hissetmesini, duymasını bilenler için inanılmaz bir zevktir; bazı unutulmuş sokaklara ayak sürmek, “köhneleşmiş” binaların eskimiş kokusunu ciğerlerine çekmek.

 

Kavramsal düzeyde “kent kimliği” dediğimizde, işte bu ruhu kastederiz aslında. Yıllara meydan okuyan, üzerinde yaşayan insanların tüm insafsızlığına direnen kentlerden biri olarak Didim’in ruhu; bugünlerde yorgun, hırpalanmış halde.

 

Yaz sezonu boyunca binlerce insan geldi ve gitti. Acaba bu binlerce kişiden kaç tanesi Didim’in kim olduğunu, nereden gelip nereye gittiğini merak etti? Geldiler, denize girdiler, gece eğlendiler ve sonra gittiler.

Kent kimliğinin (ruhunun) gerçek sahipleri, elbetteki o kentte yaşayanlardır. Eğer bugün Didim sadece deniz-kum-güneş ve eğlenceyi çağrıştırıyorsa bu sadece ulusal turizm stratejilerinin yanlışlığından değil, burada yaşayanların kentin gerçek ruhunu özümseyememelerinden de kaynaklanmaktadır. Yani biz, ne zamandır Didim’in gerçek ruhunun sesini duymuyoruz.

Neyse ki, Didim’in ruhundan izler taşıyan binaların, sokakların bir kısmı hala ayakta duruyor ve bize umut olmaya devam ediyor.

 

Bugün size, işte bu binalar içinde bence Didim’in kent tarihinin sembolü olabilecek ve aynı zamanda inanca saygının gerçek bir mabedi olan, bugünkü adıyla “Didim Hisarbey Camii”, ilk yapıldığı zamanki adıyla “Aya Yani (Aziz Yahya) Kilisesi” nden bahsedeceğim.

 

3000 yıllık Didim Apollon Tapınağı’nın komşusu olan Didim Hisarbey Camii, halk arasında Eskiköy Camii olarak anılıyor.

 

Didim’in en eski yerleşim bölgesi olan Apollon Tapınağı çevresi, Didim’in yaz kalabalığında soluk alınabilecek, geçmişin izini sürebileceğiniz en önemli bölge.

 

19. yy.’da burada yaşayan Rumlar tarafından bir Ortodoks Kilisesi olarak inşa edilen Aya Yani (Aziz Yahya) Kilisesi, geçmişe meydan okuyarak günümüze kadar yaşamayı başarmış, anıtsal yapılardan biri.

 

1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile pek çok insanın yaşamını altüst eden “Mübadele (Karşılıklı Nüfus Değişimi)”  ile birlikte Rumların ardından, Yunanistan’ın farklı köylerinde yaşayan Türklerin, Didim’de iskan edilmesinden sonra yeni bir dönem başlar.

 

Rumlardan kalan evlere yerleşen yeni Didimliler, kendi ekonomik faaliyetlerine ve kültürlerine uygun bir yaşamı kurarken, Aya Yani Kilisesi orada durmaktadır.

 

Nasıl Rumlardan kalan evlerde ocaklarını tüttürmeye başladılarsa, Aya Yani Kilisesi’nde de namazlarını kılarlar. Yakmazlar, yıkmazlar; kilisede İslam inancına ve ibadetine uygun belli başlı rötuşları yaparak, camiye çeviriler ve ibadetlerine burada devam ederler.

 

Eskiden kilise olup bugün cami olarak kullanılan Türkiye’nin diğer kentlerindeki uygulamalardan farklı olarak minare bile yapma gereği duymazlar. İşte bu inançlı ve bir o kadar da hoşgörülü insanlar sayesinde bugün bu yapı, dimdik ayakta ve geçmişin ruhunu bugüne yansıtan önemli bir mabed. Kuruluşunda hoşgörü ve inanca saygı hamuruyla yoğrulmuş Didim’in, gerçek ruhunun sesini duymak isteyenler için Didim Hisarbey Camii yüzyıllardır sizi bekliyor.

 

Her kentin bir ruhu ve bu ruhun sesini duyurabilmek için zamana meydan okuyan yapıları vardır. Duyabilmekse; artık o bizim meziyetimiz. 

Yüzyıllardır Hoşgörü ve İbadetin Merkezi  

 

EMİROĞLU'NA VEDA

Yayın Tarihi: 06.09.2014, Cumartesi, Milliyet Ege Aydın Eki.

Çoğumuz için kamu kurum ve kuruluşları sıkıcı mekanlar olarak algılanır. Kendim de kamuda çalışan biri olmama rağmen herhangi bir devlet dairesine gittiğimde içim daralır, küçücük bir iş gözümde büyür, ayaklarım hep geri gider.

 

Ama bazı insanlar, yöneticiler ve devlet adamları vardır ki, bulundukları kamu görevinde, alışılmışın dışına çıkar, rutin bürokratik görevlerin sıkıcılığına rağmen ona bambaşka bir ruh katmayı becerirler. İşte son kararname ile Didim’deki görevi sona ererek, İzmit Kaymakamlığı görevine atanan; Didim Kaymakamımız Sayın Ersin Emiroğlu böyle bir devlet adamı.

 

Didim’de görevine başladığı ilk günden itibaren samimiyeti, etrafa yaydığı pozitif enerjisi, sosyalliği ve entelektüel düzeyi ile Didimlilerden artı puan aldı ve çok sevildi.

 

Ersin Emiroğlu’nun Didim’e atandığı dönem, ilçemizde kurumlararası siyasi gerginliklerin zirvede olduğu, bir önceki dönem il ve ilçe düzeyinde mülki idare amirlerinin yerel yönetime karşı tarafgir tavırları nedeniyle kutuplaşmanın oldukça belirginleştiği bir atmosfer hakimdi.

 

Ersin Bey’in göreve başlaması ile birlikte kısa bir sürede bu gri bulutlar yavaş yavaş dağılmaya başladı. Geçmiş iki dönemde Didim Belediye Başkanlığı  görevini yürüten ve halkçı kimliği ile tanınan Mümin Kamacı ile de insani düzeyde güzel bir ilişki kurarak, yerel yönetim ile devlet arasında uzun yıllardır özlenen dengeyi sağlamayı başardı Ersin Kaymakam.

 

 

İlçenin sorunlarının çözümü konusunda, gerektiğindei radikal kararlar almayı başarabilen bir idarecilik anlayışı ile Emiroğlu, sosyal ve kültürel aktiviteleri hiç kaçırmadı, sivil toplum kuruluşlarına makamının kapılarını hep açık tuttu.

Ersin Bey’in yanısıra eşi Zeynep Hanım’ın, özellikle engelli vatandaşlarımıza yönelik yürüttüğü kampanyalar ve gösterdiği özveri Didimliler tarafından hiç unutulmayacak. Bir de karı-koca ders alıp, birlikte oynadıkları zeybek, akıllarda mutlaka kalacak.

 

2014 yılında Didim iki sımsıcak, güleryüzlü, halkçı, çalışkan idarecisini kaybetmiş oldu. Önce Mümin Kamacı’yı sonra da değerli Kaymakamımız Ersin Emiroğlu’nu.

 

Ersin Bey gibi belli bir entelektüel düzeyde, ailesiyle bir kente sahip çıkabilmeyi başarabilmiş, her zaman çözümden yana ve en önemlisi kente pozitif enerji verebilmeyi başarabilen bir yönetici; Didim için bir şanstı. O yüzden kendisine ve ailesine Bir Didimli olarak sevgiyle teşekkür ederken yeni görev yapacağı kentte başarılar diliyorum.

 

Son sözüm de şu: Kentleri şanslı veya şanssız kılan o kentin yöneticileridir. Her şeyden önce insan sevgisiyle dolu, halkla içiçe, bürokratik olmayan yöneticilere ihtiyacımız var.

Bürokrasinin Gülen Yüzleri

Ersin Emiroğlu, Kaymakam, Didim Kaymakamı, Didim, Emiroğlu'na Veda
 

PLANLANIYORUZ

Yayın Tarihi: 13.09.2014, Cumartesi, Milliyet Ege Aydın Eki.

Bugünlerde Aydın Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerinin en önemli gündem maddelerinden birini, 5 yıllık stratejik plan çalışmaları oluşturuyor. Çalıştaylar yapılıyor, farklı paydaşların görüş ve önerileri alınıyor.

 

GEKA ve Aydın Valiliği tarafından hazırlanan 2023 Aydın İl Stratejik Planımız var ki, tüm bu süreçte verilerinden faydalanılması gereken önemli bir döküman.

 

Bu dökümanda özellikle Didim ve Kuşadası ile ilgili bölümler incelendiğinde aslında “işin ne kadar gerisindeyiz” diye insanı kahreden bir takım tespitlerle karşılaşıyoruz. Örnek vermek gerekirse; “Didim’in Zayıf Yanları” başlığı altında; zengin tarihi dokuya sahip olmasına rağmen bunun sunulamamasından, işletmelerin ve turizm çalışanlarının özensizliğinden, planlama eksikliğinden ve daha pek çok olgudan bahsediliyor.

 

“Kuşadası’nın Zayıf Yanları” başlığı altında ise; 1. sırada (bu bana özellikle ilginç geldi) ilçe içinde minibüs ulaşımında yaşanan aksaklıklar, alt yapı sorunları, tanıtım eksikliği, spor alanlarının olmaması diye devam eden uzunca bir liste.

 

Kısacası hala işin “ABC”sindeyiz. İşte bu tabloyu analiz etmeye başlayınca insan, bazen umutsuzluğa kapılmıyor değil.

 

Anlaşılan şu ki, Kuşadası ve Didim için bir 5 yıllık stratejik planımızı daha turizm için gerekli alt yapının sağlanması, tarihi ve kültürel zenginliklerimizin keşfedilmesi, tanıtılması, turizm sektöründe kalitenin arttırılması, sektöre yönelik kalifiye eleman yetiştirilmesi gibi temel meseleler üzerine kurgulamak zorunda kalacağız.

Büyükşehir yasası ile birlikte özellikle ilçe belediyeleri açısından oldukça zorlu bir sürece girildi. Maddi olanaksızlıklar ve yetkisizleştirilmiş bir yönetim mekanizması içinde “5 yıllık stratejik planını hazırla” deniliyor.

 

“Olmayan bütçeni öngörüp nasıl faaliyetlerini planlayacaksın” diye soran maalesef yok. İlçeler tarafından hazırlanan stratejik planların yanı sıra, Aydın Büyükşehir Belediyesi tarafından da bir 5 yıllık stratejik plan hazırlanacak. Görünen o ki işte bu planda yer alacak faaliyetlerin somut olarak gerçekleşme şansı var. Bu nedenle Büyükşehir Belediyesi’nin stratejik planı ilçeler açısından çok önemli.

 

Kuşadası ve Didim turizmi açısından güçlü, sürdürülebilir bir kaç projenin mutlaka bu planda yer alması gerekiyor. Sayın Özlem Çerçioğlu’nun tüm Aydın’ı planlama yetkisine sahip Başkan olmasının verdiği güçle; Aydın’ı mikro bölgelere ayırarak bölgesel kalkınmayı ve markalaşmayı hedefleyen projelerin mimarı olması gerektiği inancındayım.

 

Bir 5 yıl sonra hala turizmin ve kentsel planlamanın “ABC”sini konuşmak istemiyorsak, bölgemizi iyi analiz edip somut projelerle Sayın Özlem Çerçioğlu’nun kapısını çalmak gerekiyor.

Umutlar Büyükşehire Kaldı

 

MEANDROS'TA EYLÜL

Yayın Tarihi: 20.09.2014, Cumartesi, Milliyet Ege Aydın Eki.

Güneşin en parlak, havanın en duru olduğu ayda, Eylül ayındayız. Kalabalıkların debdebesi yerini sükunete bırakmışken; doğa, keyifle göz kırpıyor hepimize.

 

Gidilmemiş köylere gitmek, yürünmemiş patikaları keşfetmek, antik kentlerde avare gezmenin tam zamanı.

 

Kültür ve doğa turizmi için en güzel ay Eylül ayı. Ama ne yazık ki, ne Didim’de ne de çevresinde doğa ve kültür temalı hiçbir organizasyon, tur, gezi yok. Nedense turizm acentelerinin ilgi alanına giremiyor bir türlü kültür ve doğa temalı turizm.

 

Yıllar önce bölgesel bir farkındalık ve markalaşma hareketi olarak başlatılan (benim de öncülerinden olduğum) Meandros Projesi işte bu ilgisizlik nedeniyle ivme kaybetti ve bir avuç gönüllünün olağanüstü çabalarıyla büyük bir heyecan yaratmasına rağmen daha fazla direnemedi.

 

Neydi Meandros Projesi’nin ana fikri; deniz-kum-güneş üçgeninde sıkışıp kalmış talancı turizm anlayışı yerine, Didim-Söke-Kuşadası üçgeninde yer alan kültürel-doğal-tarihsel değerlere sahip çıkan bir anlayışla, bölgesel düzeyde (Kapadokya örneğinde olduğu gibi) kalkınmayı hedefleyen bir kültür ve doğa temalı turizm markası oluşturmak.

 

2008 yılında ilki yapılan Meandros Festivali ile örnek bir model oluşturmak ve bölgenin sahip olduğu değerleri bilinir hale getirmek için bir dizi etkinlik düzenlendi.

 

Etkinliklerin ana temasını köylerde yapılan şenlikler, seçilen belli güzergahlarda yerel rehberler eşliğinde doğa yürüyüşleri, Milet, Apollon Tapınağı gibi antik mekanlarda klasik müzik konserleri, kentlere kimlik kazandırmayı amaçlayan Didim heykel sempozyumu gibi yerli ve yabancı sanatçıların katılımıyla gerçekleştirilen nitelikli sanat etkinlikleri oluşturuyordu.

 

           

Arama motoru Google’ın istatistiksel verileri incelendiğinde Meandros Festivali’nin gerçekleştiği 2008-2009 ve 2010 yıllarında, “Didim”, “Meandros” kelimelerinin dünyanın pek çok ülkesinde aranma grafiğinin hızla yükseldiği, o güne kadar hiç arama yapılmamış ülkelerde bile bölgeye ve festivale ilişkin internette önemli bir hareketliliğin olduğu anlaşılıyor.

 

Neden mi? Çünkü ilk kez gerçekten sadece ve sadece bize ait olan değerleri yücelten, özgün olanı, yerel olanı ön plana çıkaran bir proje ve festival ile Didim, Söke ve Kuşadası kabuğunu kırmayı denediği için.

 

İlk kez Milet Antik Kenti'ni klasik müzik konserleriyle, Serçin Köyü'nü yılan balığı festivaliyle, Apollon Tapınağı’nı heykel sempozyumuyla, Akköy’ü Ege yöresine özgü mütevazı taş evleriyle, Söke’yi Kemalpaşa Mahallesi’yle, Kuşadası’nı Ekolojik Köy Kirazlı Köyü’yle tanıtmayı, tüm bu zenginlikleri bölgenin kaderini tayin eden Menderes Nehri’nin antik ismi olan  Meandros başlığı altında bir bütün olarak sunmayı denediğimiz için uluslar arası ve ulusal çapta bir heyecan yaratıldı.

 

Gönüllülükle ve özveriyle yaratılan bu ivme bize tek bir şeyi kanıtladı: Hazineyi çok uzakta aramaya gerek yok, biz zaten turizm lehine kullanılabilecek tüm zenginliklere sahibiz.

 

Önemli olan bunları görünür kılmak ve yeniden keşfetmek. O yüzden hepimiz için nitelikli festivallerin olduğu ve Milet’te yeniden klasik müzik dinleyebildiğimiz Eylül ayları diliyorum. 

Google'da Zirve Yaptı

Meandros, Meandros Festivali, Antik tiyatroda klasik müzik, Apollon Tapınağı, Ulusal Gençlik Senfoni Orkestrası, Didim, Başak Kamacı, Meandros Kültür Sanat ve Turizm Derneği, festival, Didim Belediyesi
Meandros, Meandros Festivali, Söke, Serçin Köyü, Serçin Yılan Balığı Festivali, Meandros Derneği, Başak Kamacı Budak, Didim, Aydın, Didim Belediyesi
 

DİDİM'İN ÇOCUKLARI

Yayın Tarihi: 27.09.2014, Cumartesi, Milliyet Ege Aydın Eki.

Didim’de yaşayan çocuklu ailelerin hiç değişmeyen iki temel konusu var: Birincisi; çocuklarının özel eğitim alabileceği alternatif bir okul, ikincisi; boş zamanların kaliteli geçirilebileceği aktivite arayışı.

 

Türkiye’nin dört bir tarafında özel okulların sayısı hızla artarken Didim’de eğitim sektörüne yeni yeni yatırımlar yapılmaya başlandı. Ebeveynler ise mevcut devlet okullarına alternatif özel okulların sayısının hızla artmasını istiyor.

 

Halbuki, Didim devlet okullarındaki eğitim kadrosu, istisnai durumlar hariç, genel olarak özverili, mesleki başarıyı önemseyen ve en önemlisi çocuklarla iletişim kurmak konusunda deneyimli eğitimcilerden oluşuyor. Bu nedenle okulların başarı oranları hiç de yabana atılacak gibi değil.

 

Okul başarısı bir yana önemli olanın özgüvenli, sorgulayabilen, vicdanlı ve mutlu çocuklar yetiştirebilmek olduğuna inanan biri olarak, Didim’de çocuklar açısından en önemli sorun olarak görünen şey ise; aktivitesizlik. Bu sadece çocukların değil ebeveynlerin de en büyük handikaplarından biri.

 

Didim’in çocukları tiyatrodan, sinemadan, spordan, müzikten uzak büyüyorlar. Yıllardır Didim Belediyesi’nin düzenlediği yaz spor okullarından ve çocuk sanat atölyelerinden başka hiçbir etkinlik yok.

 

Neyse ki, 2013 yılında, önceki dönem Belediye Başkanı Mümin Kamacı’nın Didim’e kazandırdığı en önemli anıtsal nitelikteki eserlerden biri olan “Cumhuriyet Kent Meydanı” hizmete girdi de çocuklar paten ve kaykay kayabilecekleri bir alana kavuştular. Didim’de adeta paten, kaykay satışlarında patlama yaşandı. Bu nedenle meydanın en iyi müşterisi çocuklar oldu.

 

 

 

Kent yaşamının olmazsa olmazı, kentlilik kültürünün “motto”su olan temel kültürel ve sanatsal faaliyetlerden mahrum yetiştirdiğimiz çocuklar, okul başarıları ne olursa olsun, en iyi üniversitelerden birini de kazansalar, küçük yaşta kültürle sanatla buluşmamış olmanın eksilerini hep yaşayacaklar.

“Çocuklarımızı geleceğe nasıl daha donanımlı hazırlarız” duygusuyla kente baktığımızda, ÇEKÜL Vakfı’nın Türkiye’nin pek çok ilinde ilçesinde uyguladığı “Kentler Çocuklarındır” Projesi, işte tam bu kaygılarla uygulanan, kentlerle çocukları buluşturup, kentleri çocuklara emanet eden bir proje. Önce kente tarihsel ve kültürel bir pencereden bakmayı öğreten, sonra da kentin sanatıyla, mimarisiyle çocukları tanıştıran bir proje.

Üniversitede Sanat Tarihi eğitimimin ilk yılında hocalarımız “okunması gerekli temel kitaplar” listesi vermişlerdi. En önemli kaynak kitaplarımızdan biri Gombrich’in “Sanatın Öyküsü”ydü. Hocamız kitabı bize şöyle tanıtmıştı: “Çocuklar bizim üniversitede, Sanat Tarihi eğitiminde temel kaynakça olarak okuttuğumuz bu kitap, Avrupa’da orta öğretim-lise seviyesinde okutuluyor”.

 

İşte o gün yaşadığım “farkı nasıl kapatacağız” kaygısı bugün de geçerli. O yüzden çocuklar için yeni olanaklar yaratmak, sanatsal yaratıcılıklarını kışkırtmak, kenti, çocukların içinde mutlu yaşayabilecekleri bir aile haline getirmek hepimizin borcu.    

"Kentler Çocuklarındır"

 

610 YILLIK CAMİ

Yayın Tarihi: 04.10.2014, Cumartesi, Milliyet Ege Aydın Eki.

Kim bilir, yüzyıllardır kaç kuşak Bayram sabahları namazını kılmak için eşiğinden adım atıp, kubbesinin altında saf tuttu?

 

Pencerelerinden sızan sabahın o ilk ışık huzmesinin altında kim bilir kaç kişi Bayramlık dualarını mermer duvarlara fısıldadı?

 

Didim’in Balat Köyü’nde Milet Antik Kenti Ören Yeri içinde bulunan Balat İlyas Bey Camii, yüzyıllardır bayram namazlarına ev sahipliği yapıyor.

 

Bayramları bayram kılan, geleneksel ruhu yaşatan Didim’in en önemli mimari hazinelerinden biri olan Balat İlyas Bey Camii, Anadolu Beylikleri Dönemi’nin kare planlı, tek kubbeli plan şemasına sahip en önemli yapılarından biri olarak kabul ediliyor.

 

Menteşeoğulları Beyliği döneminde 1404 yılında inşa edilen 610 yıllık cami, geçtiğimiz yıllarda bölgemizin önemli firmalarından biri olan SÖKTAŞ’ın sponsorluğunda restore edilerek, yeniden can buldu.

 

Restorasyon süreci titizlikle ele alındı ve uluslararası koruma ilkeleri doğrultusunda, yapının orijinal malzeme ve strüktürüne en az müdahale ile disiplinlerarası bilimsel bir heyet ile başarılı bir iş çıkarıldı.

 

Bu başarılı restorasyon uygulaması, 2012 yılı AB Kültürel Miras Ödülü ile de taçlandırıldı ve caminin uluslararası düzeyde bir kez daha adının duyulmasına vesile oldu.

 

Bölgemizin yetiştirdiği değerli bilim insanlarından Sanat Tarihi Profösörü Sayın Baha Tanman ve Leyla Kayhan Elbirlik editörlüğünde hazırlanan İlyas Bey Camii ve Külliyesi’ni her yönüyle ele alan anıtsal nitelikteki kitap ise restorasyon sonrasında hemen yayınlandı.

 

Balat İlyas Bey Camii ve Külliyesi mülkiyeti Vakıflar’a ait olan kültürel hazinelerimizden biri. Yapının Milet Ören Yeri’nde bulunuyor olması nedeniyle, antik kenti gezmeye gelen çok sayıda ziyaretçi, İlyas Bey Camii’ni de ziyaret ediyor. Ancak cami maalesef açık değil ve gelen ziyaretçiler içeriye giremeden bahçesinden geri dönüyorlar.

 

İbadet ise şu anda sadece Bayram namazlarında yapılabiliyor. Kısacası başarılı bir restorasyon, dünya çapında alınmış bir ödül ancak rutin bakımı ve işleyişi sağlanamayan atıllaştırılan bir hazineden bahsediyoruz.

 

SÖKTAŞ üzerine düşeni yaptı ve bu ata yadigarı kültür hazinesini ayağa kaldırdı. Şimdi sıra devletin ilgili kurumlarında. Yabancı dil bilen bir personel ve güvenlik elemanı ile kolayca aşılabilecek bu sorun anlaşılan o ki; öncelikli olarak ele alınmıyor.

           

Benim için bu bayramın şanslıları ise sırasıyla; İlyas Bey Camii’nde bayram namazlarını kılmak için camiye girebilenler, Didim’in Rumelili göçmenlerinin geleneksel bayram lezzetleri olan tavuklu börek ve yoğurtlu böreği bulup bir güzel afiyetle yiyenler. Bir de kurban kesme işlemiyle burun buruna getirilmeyen, yani kan ve ölümle tanıştırılmayan çocukların bu bayram şanslı olduğunu düşünenlerdenim.

 

Hepimize mutlu, güzel, aileyle, sağlıkla, neşeyle dolu bir bayram dilerim.

Açık Olmalı

Bayramın Şanslıları

Balat, İlas Bey Camii, Balat İlyas Bey Camii, Külliyesi, Milet Antik Kenti, Didim, 610 yıllık cami, Başa Kamacı Budak, Didim, tarih, sanat, kültür, meandros, meandros derneği. milt müzesi, söktaş
 

LEZZET AVCILIĞI

Yayın Tarihi: 11.10.2014, Cumartesi, Milliyet Ege Aydın Eki.

Bayramı fırsata dönüştürüp tatil süresini uzatanlardanım. Didim-Ayvalık-Çanakkale ve son olarak da İstanbul’da son bulan tatil rotamın en önemli teması ise özlediğim mekanlar ve lezzetlerle buluşmaydı.

 

Tatillerin en önemli aktivitesi ne de olsa lezzet avcılığıdır. Özellikle biz Türkler çok severiz, gittiğimiz yörenin en ünlü ürününü öğrenmeyi, en ünlü yemeğini yemeği, gidip çarşısında pazarında alışveriş yapmayı.

 

Ayvalık ve Cunda Adası'na doğru yola koyulurken elbette ki benim aklımda da birbirinden güzel balık restoranları ve Ege kültürüne özgü çeşit çeşit meze vardı.

 

Ayvalık pek çok insanın, bir geceliğine bile olsa kilometrelerce yolu göze alarak sadece yemeğe  geldiği bir yer aslında. Çünkü Ayvalık ve Cunda Adası, Didim gibi Yunanistan'dan göç eden mübadillerin yaşadığı bir şehir ve geleneksel Ege lezzetlerini yaşatan en önemli kıyı kentlerinden biri. Kısacası Ayvalık Ege mutfağı konusunda marka olabilmeyi başarmış sayılı yerlerden.

 

Ayvalık'ta yemek yemeği, birbirinden güzel restoranlarında oturup geleneksel Ege mezelerinin tadına bakmayı özlemek diye bir şey var bazı insanlar için. Bunun için İstanbul'dan kalkıp gelen tanıdığım arkadaşlarım da var. Didim neden bunu beceremedi? Didim'de neden geleneksel Ege kültürü ve mutfağıyla ünlü bir restoran dışında balık restorandı yok? Birçok yeme-içme mekanının olduğu Didim'de kendine özgü karaktere sahip mekan sayısı yok denecek kadar az.

Ege'de yaşayan biri olarak Ege'nin bir başka köşesinde yaşatılan, geleneksel Ege mutfağını özlemek gibi tuhaf bir durumu yaşıyoruz. Didim'in mutfağında yaşadığı ama elbette ki genel olarak bünyesine sirayet etmiş olan bu karaktersizleştirme sorununun bir nedeni kontrolsüz nüfus artışı ve kozmopolitleşme ise bir diğer önemli nedeni de benim "şipşakçı turizm" dediğim, "hemen gelsinler, yesinler, gitsinler" anlayışı yani; her şey dahil tatilcilik.

 

Didim'e gelen de sormuyor işte bu yüzden "Didim'de en güzel balığı nerede yerim?", "Didim'in geleneksel lezzeti nedir" diye. İşte bu yüzden hem "kimliksiziz" hem de "çok ucuzuz".

 

Ucuza şipşak bir tatil sunup, bol bol çöp topluyoruz, kendi doğal kaynaklarımızın düşüncesizce tüketilmesine göz yumuyoruz.

Sadece şikayet edip yazımı bitirmeyeceğim. Bir önerim var elbette.

 

Didim'in özgün karakterini yeniden kazandırmak için atılacak küçücük adımların, ufak hatırlatmaların bile işe yarayacağına inanıyorum. Adnan Menderes Üniversitesi Didim Yerleşkesi'ndeki bölümlerden birisi de "Mutfak Bölümü".

 

Üniversite işbirliği ile yörenin lezzet ustası kadınlarını, yaşlılarını bir araya getirip, önce geleneksel mutfağımızın envanterini oluşturup belli başlı tariflerini kayıt altına alabiliriz.

 

Ardından da bu tarifleri turizm tesislerinde ve restoranlarda uygulanabilecek, menülerinde yer alarak müşteriye sunulmasını sağlamak amacıyla aşçılara ücretsiz eğitimler verebiliriz. Böylece geleneksel lezzetleri ve mutfağımızı yaşatmak için önemli bir adım atmış oluruz. Lezzet dolu günler, kimlikli mutfaklar, karakterli mekanlar için sadece biraz hatırlamamız gerekiyor.

Kimliksiz Mutfaklar

 

ZİRVEDEN KALANLAR

Yayın Tarihi: 18.10.2014, Cumartesi, Milliyet Ege Aydın Eki.

Her yıl Didim Ticaret Odası tarafından düzenlenen Didim Turizm Yatırım Zirvesi’nin bu yıl 6.sı düzenlendi.

 

Didim turizminin sorunlarının ve geleceğinin konuşulduğu, farklı perspektiflerden Didim’in değerlendirildiği bu tartışma platformu her yıl biraz daha verimli bir hal alıyor. 10 Ekim’de gerçekleştirilen toplantıya kamu ve özel sektörün temsilcileri katıldı.

 

Zirve sonunda yayınlanan sonuç bildirgesinde de yerini alan ve Didim’in geleceğini planlarken pusulamız olması gereken çok önemli tespit ve öneriler katılımcılar tarafından dile getirildi.

 

Toplantının en önemli vurgusu, Didim turizminin kaderini; büyük otellerin, her şey dahil turizmin merkezi olarak çizmek ve sürdürmektense; butik otellerin olduğu, yöresel otantik mimarinin korunduğu “kimlikli bir turizm kenti” olarak kurgulamanın önemiydi.

 

Konuşmacı olarak toplantıya katılan Öger Grup Yönetim Kurulu Başkanı Vural ÖGER, bu çerçevede Didim turizmini değerlendirerek, genel olarak Ege’nin butik otellerden oluşan, geleneksel mimarinin yaşatıldığı bir yaşam ve turizm merkezi olması gerektiğini ifade etti. Ayrıca Didim için adres de gösterdi. Apollon Tapınağı çevresinde gezerken gördüğü bakımsız durumdaki eski Rum evlerinden bahsetti. Didim’in mimarisinin işte bu evlerden feyz alması gerektiğini dile getirdi. Genel olarak sektör temsilcilerinin “yıldızlı tesis” sayısının arttırılması ile Didim turizminin canlanacağına inandığı bir ortamda, Vural Öger’in bu önerisi ve yaklaşımı bence bir pırlanta parlaklığındaydı.

 

İlk bakışta çok yataklı tesis sayısının artması, çok sayıda insanın gelmesi anlamına geliyor olsa da; basit bir gelir-gider hesabı yapıldığında bile bu turizm anlayışının hiç de avantajlı olmadığını anlamak için iktisat fakültesi mezunu olmaya gerek yok.

 

Çok yatak, çok insan, çok ucuzun tek bir karşılığı var: Çok tüketim, çok kirlilik. Halbuki bu çokların karşısına alternatif olarak, butik otelleri, geleneksel mimarinin otantikliği ile bütünleşmiş bir turizm anlayışını koyduğumuzda, hem iktisadi olarak daha yüksek bir gelirden hem de çevresel-kentsel açıdan daha sürdürülebilir bir sektörden bahsediyoruz.

 

Sıkça dile getirilen kötü yapılaşmanın, betonlaşmış kent panoramasının yerini; zaten “buraya ait” olan geleneksel mimari kimliğe bırakması ile nasıl bir turizm anlayışına sahip olduğumuz arasında doğrudan bir ilişki var.

 

Eğer istediğimiz gerçekten çok yataklı, yıldızlı tesislerin sayısını arttırmaksa betonlaşmadan şikayet etmeyeceğiz, ama eğer butik otellerin sayısının giderek arttığı, özel bir hizmet standardını yakalamak gibi bir hedefimiz varsa o zaman Didim kent panoramasında yavaş yavaş mütevazi taş ev mimarisinin yeniden canlandığını görebileceğiz.

6. Didim Turizm Zirvesi’nde kent mimarisinin, ilçe turizminin geleceği ile iç içe geçmiş bir konu olarak ele alınarak değerlendirilmesi bu açıdan hepimiz için önemli bir adımdır.

 

Bu konuda yol almamız için ise öncelikle Apollon Tapınağı çevresinde bulunan eski Rum evlerinin ayağa kaldırılarak, korunması gerektiği inancındayım.

 

Bürokratik ve ekonomik açıdan zor bir süreç olmasına rağmen, ilgili tüm kurumların işbirliği ile ve her şeyden önce ilgililerin olmasını istemesi ile Apollon Tapınağı çevresinin büyülü bir turizm alanı haline geleceğini öngörmek hiç de zor değil.  

Çok Yatak, Çok İnsan Mı ?

Her şey dahil turizm merkezi yerine Didim; butik otellerin olduğu, yöresel mimarinin korunduğu "kimlikli bir turizm kenti" olarak planlanabilir mi?

Çok yatak, çok insan, çok "ucuz"un tek bir karşılığı var:

ÇOK TÜKETİM,

ÇOK KİRLİLİK...

 

AKÇED'in 10. Kuruluş Yıldönümü'nde Dernek Başkanı Sayın Ferda ZARPLI KILIÇ ile birlikte.

TEŞEKKÜRLER AKÇED

Yayın Tarihi: 25.10.2014, Cumartesi, Milliyet Ege Aydın Eki.

Ege Denizi’nin kuzeyinde ekosistemi altüst eden ticari faaliyetlerden biri olan deniz patlıcanı avcılığı, geçtiğimiz yıllarda Didim ve çevresini de kapsayacak biçimde; güney denizlerinde de yapılmaya başlanınca; hem balıkçıların hem de halkın tepkisi gecikmedi.

 

Didim’in çevre konusunda en faal derneği olan AKÇED (Akbük Çevre ve Kültür Derneği) ’in öncülüğünde yasal bir mücadele süreci başlatıldı.

 

Peki neden? Birçok insanın belki adını dahi duymadığı, deniz canlıları arasında popülerliği olmayan deniz patlıcanının ekosistem açısından taşıdığı önem ne?

 

Aslında tam bir doğa harikası olan deniz patlıcanları deyim yerindeyse, denizlerin süpürgesi sayılıyor. Bir tek deniz patlıcanının yılda 150 ton kumu temizlediğine kim inanır? Ama gerçek bu.

 

Denizlerimizin temizlenmesi ve ekosistemin dengeli bir biçimde varlığını sürdürebilmesi için mucize hayvan dediğimiz deniz patlıcanları, geçtiğimiz iki yıl boyunca sayısı tespit edilemeyen, ama Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ndan ruhsatlı tekneler tarafından, yani tamamen yasal olarak Didim ve çevresinde toplandı.

 

Deniz patlıcanlarının toplanması ile birlikte ortaya çıkan alışılmadık birkaç deniz olayı ise balıkçılar tarafından, Didim denizlerinde dolaşan bu tüccar-toplayıcı teknelere bağlandı. İşte bu aşamada AKÇED hem bu konuda gerçekleştirdiği toplantılarla halkın bilinçlendirilmesini sağladı hem de hukuki yollarla ilgili müdürlüklere başvurarak, söz konusu teknelerin ruhsatlarının iptal edilmesini ve deniz patlıcanı avcılığının yasaklanmasını talep etti.

 

AKÇED’in bu mücadelesi karşılık buldu ve geçtiğimiz günlerde kendilerine tebliğ edilen yazıda açık bir biçimde “deniz patlıcanı avcılığına açık olan alanların kapatılmasının planlandığı” Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından ifade edildi.

 

 

 

AKÇED Başkanı Ferda Zarplı Kılıç verdikleri mücadele sonucunda kendilerine tebliğ edilen bu yazıdan dolayı oldukça mutlu ve gururlu. Ama yine de yolun sonuna gelinmediğini ifade ediyor ve şimdi sıradaki adım konuyu idari yargıya taşıyarak, deniz patlıcanı avcılığının hemen sona erdirilmesini sağlayarak denizlerimizin ekosistemini bir an önce bu beladan kurtarmak.

 

Didim’de geçtiğimiz 2-3 yıl boyunca denizlerimizde yürütülen farklı ticari faaliyetler ile ilgili çeşitli toplantılar gerçekleştirildi. Bu konulardan en  önemlisi Taşburun Bölgesi’nde ruhsatlandırılan çok sayıda balık çiftliğinin yaratacağı kirlilik ve bunun boyutlarının ne olacağıydı; bir diğeri ise deniz patlıcanı avcılığının bölgemizde giderek yaygınlaşması konusuydu.

 

Şimdilik en azından bir konuda ışık göründü diyebiliriz. Ancak balık çiftlikleri konusu hala belirsizliğini koruyor. Çünkü bazı uzmanlar Taşburun’un çiftliklerin kurulması için uygun bir bölge olduğunu ve hiçbir kirliliğe yol açmayacağını ifade ederken, bir kısım uzman ise hiç de durumun böyle olmadığını, özellikle bu bölgenin etkileşim alanında bulunan Dilek Yarımadası Milli Parkı ve Büyük Menderes Deltası’na olumsuz etkileri olacağından bahsediyor.

 

Sonuç mu? Sonuç şu: Hiçbir ticari faaliyet, sahip olduğumuz ekosistemden ve doğal zenginliklerimizden daha karlı olamaz.

Sıra İdari Yargıda

 

ŞEYTAN KOVMACA

Yayın Tarihi: 01.11.2014, Cumartesi, Milliyet Ege Aydın Eki.

Didim gündemi inişli çıkışlı. Yaz sonrası baş başa kalan kışlık Didim ahalisi, faydasız mücadeleler, kişisel ve siyasal bile denilemeyecek yarışlar içinde yaşayıp gitmekte. İşte bu tekdüze itiş kakış içinde son haftalarda hareketli Didim gündeminde en çok ilgiyi hak eden olaylardan birisi, Didim Cumhuriyet Kent Meydanı’nda gerçekleştirilen “şeytan ve kötü ruhları kovma” ritüeliydi.

 

İşin ilginç tarafı bu organize edilmiş bir etkinlik, özel gösteri falan da değildi. İlçemize tatile gelmiş bir grup Bulgar dansçı, kendi bölgelerinde gerçekleştirdikleri bu ritüeli "gelmişken bir de Didim Kent Meydanı’nda gerçekleştirelim" demiş olmalılar ki, bizim “şeytanları ve kötü ruhları” da kovdular gittiler.

 

Bulgar misafirlerimiz de kentimiz üzerindeki kaotik ve olumsuz enerjiyi hissetmiş olmalılar ki, hayrına böyle bir işe soyundular diye düşünmeden edemedim. İşe yaradı mı yaramadı mı bilemem, ama kesinlikle ihtiyacımız vardı; etkilerini izleyerek göreceğiz.

 

 

 

Bir başka gündem maddesi ise Didim Ticaret Odası’nın kapanıp kapanmayacağı tartışmaları. TOBB Genel Merkezi’nin kararı doğrultusunda Türkiye genelinde bazı küçük odaların kapatılarak bağlı olduğu merkezdeki ticaret odaları bünyesinde faaliyet göstermesi planlanıyor.

 

Ege Bölgesi'nde kapatılacak odalardan birisinin de Didim Ticaret Odası olduğu söyleniyor. Çok sayıda şirketin faaliyet gösterdiği Didim'de Ticaret Odası’nın kapatılacak odalar listesinde yer almasının gerekçeleri ya da kriterleri nelerdir bilmiyoruz. Ancak bu gelişme ilçemiz için önemli bir kayıptır.

 

Her şeyden önce kendi bütçesi olan ve sosyal-kültürel alanda faaliyet gösteren, ticaret erbaplarının kurumsallaşarak mesleki-sektörel gelişmişlik düzeyinin arttırılması bakımından faaliyet gösteren bir kuruluş Didim'de eksilecek.

 

Kuruluşundan bugüne kadarki faaliyetleri değerlendirildiğinde üzerinde konuşabileceğimiz eksikleri, eleştirebileceğimiz bir işleyiş biçimi ve sıklıkla dile getirilen şeffaf olmama hali bir kenara, Didim gibi önemli bir turizm merkezinin Ticaret Odası varlığını sürdürmeli.

 

Meslek kuruluşlarının ve sektör temsilcilerinin aynı çatı altında birleşebilmesi, kent hayatına katkı sağlamaları açısından da önemli. Bütçelerinden festivallere destek sağlamaları, yerel yönetimden ayrı olarak tanıtım çalışmaları gerçekleştirmeleri, spora destek olmaları, yeni projeler geliştirerek istihdam ve meslek edindirme alanında çalışmalar yürütmek; bunların hepsi Ticaret Odası çatısı altında gerçekleştirilebilecek ve şehre başka bir kanaldan can verebilecek etkinlikler.

 

Didim Ticaret Odası ne kadarını yaptı-yapmadı, meselemiz bu değil. Önemli olan yapabilme potansiyelini taşıyan bu kurumun silinip gitmemesi. Aydın Ticaret Odası'na bağlanılmasının Didim için daha olumlu olacağı yönünde çeşitli görüşler olsa da, Didim önemli bir kurumunu kaybetmemeli.

Ticaret Odası Kapanıyor Mu ?

 

DİDİM'İN ZEYTİNLERİ

Yayın Tarihi: 15.11.2014, Cumartesi, Milliyet Ege Aydın Eki.

Soma’da 6000 ağacın üzerinde hasat görmemiş zeytinleriyle sökülüp atıldığı, duyarlı tüm insanların içinin sızladığı günlerdeyiz.

 

Kuşaklar boyu bu ağaçların yetişmesi için harcanan emek, sadece bir avuç insanın zengin olma hırsı uğruna bir gecede toprağın bağrından sökülüp atıldı. Türkiye bu hazin olayı televizyonlarda izlerken, Didimliler zeytinine sahip çıkmak için bir festival gerçekleştiriyordu.

Tüm Ege’de olduğu gibi Didim’in de en önemli tarımsal faaliyetlerinden olan zeytincilik, son yıllarda hak ettiği ilgiyi görmeye başladı. Gecikmiş de olsa geleneksel üretimin dışında zeytin üretiminin yaygınlaştırılması, ağaç sayısının arttırılması konusunda çalışmalar gerçekleştirmeye, üretici teşvik edilmeye başlandı. Tüm bu girişimler ise bir etkinlikle taçlandırıldı: Uluslararası Didim Zeytin Festivali.

 

Bu yıl üçüncüsü gerçekleştirilen “Uluslararası Didim Zeytin Festivali”, Didim Kaymakamlığı öncülüğünde Didim Ziraat Odası, Kent Konseyi, Ticaret Odası ve Didim Belediyesi’nin katkılarıyla 7-8-9 Kasım tarihlerinde, uluslararası katılımla düzenlendi.

Festivallerin ve kültür-sanat organizasyonlarının bir meseleye ilgi çekmek ve bir temayı ön plana çıkarmak açısından oldukça etkili bir tanıtım yöntemi olduğuna inananlardanım. Bu açıdan Didim’in adının “zeytin” ile birlikte anılması ve bir marka haline gelmesinde, Zeytin Festivali oldukça önemli ve sürdürülmesi gereken bir organizasyon.

 

Eskiden sadece geleneksel yöntemlerle üretilen zeytin ve zeytinyağı, yıllar içinde üreticinin bilinçlenmesi ile kalitesi yüksek yağ üretimini hedefleyen, asit oranı düşük üretim yapan yeni üreticiler ve yeni markaların doğuşuna tanık olduk.

 

Özel girişimcilerin yanı sıra; ortak bir marka oluşturulması, tüm dünyaya bu marka ile Didim zeytininin tanıtılması için, “ZEYDİM” adı altında Didim Belediyesi adına marka tescili de gerçekleştirildi.

 

Kısacası bugüne kadar kendinden emin, önemli adımlar atıldı. Gerçekleştirilen Zeytin Festivali de tüm bu çabaları daha görünür kılmak ve Didim'in adını bir kez daha zeytin ile duyurmak için gerçekleştirilen, uluslararası bir etkinlik.

 

Festival kapsamında en çok ilgi gören organizasyon, tanıtım stantlarının yer aldığı yerel ürün pazarıydı. Gönül isterdi ki, bu pazarda festivalin temasına uygun olarak sadece zeytin ve zeytinle ilgili ürün çeşitleri olsun. Ancak maalesef temayla hiç ilgisiz olan ürünlerin de yer aldığı bu pazarın etrafına bir de işportacılar yerleşince kötü görüntülerin ortaya çıkması kaçınılmaz oldu.

Eksikliklerine rağmen  bu festivalin önümüzdeki yıllarda daha da güçlenerek, zenginleşmesini ümit ediyorum.

 

Özellikle uluslararası karakterinin Ege ile sınırlı kalmamasını, zeytin alanında lider Akdeniz ülkelerine de uzanmasının, önümüzdeki yıllarda, Didim Zeytin Festivali'nin hatırı sayılır üne sahip festivaller arasında yerini alacağına inanıyorum.

 

Ölmez ağacın izinde hepinize keyifli hafta sonları...

Markalaşma Yolunda ZEYDİM